Hazanın hüzünlü yanında umut saklı.

5/3/2009

Züleyha'nın Feryadı Figanı

Züleyha'nın Feryadı Figanı


Ne leyla, ne aslı, ne şirin olmak yok hayalimde..
Olursam Züleyha olurum Yusuf'un koynunda.
Yüreğimde taşırken aşkın en onulmazını,
Hasretle bekliyorum rüyalarımın hayra yorulacağını
Hem sevmek, hem sevilmek en büyük hakkımdı.
Varsın aşkı bilmeyen yürekler kınasındı.
Züleyha'nın aşkı vardı kalbimde.
Sevdamız vardı aşkı anlamayan dillerde.

Yusuf keskin bir bıçak, yüreğim kan kırmızı bir elma.
Aşkımı haykırıyorum diye beni kınama, dillere dolama.
Züleyha'yım ben Yusuf'un hasretinde.
Züleyha'yım bir ömür sevdamın peşinde.
Züleyha'yım katıksız aşkım var içimde.
Züleyha'yım yollarına kurban hayalin gözlerimde.
Aşkına mecburum takatim kalmazken dizlerimde.
Gel artık huzurum (Yusuf'um) yalan yok sözlerimde.

BERRANA
13.09.08
00:51

5/3/2009

***Anıların Gölgesinde Duranlar***

Şimdi Dinle!

Şimdi dinle dinle ki; yitirmesin ömürlerini martılar.
Dinle ki; Gülhane'de cevizler döksün yapraklarını.
Surların dibinde pusuya dursun sevdalar.
Aşk İstanbul'ken, kulelerinde sarmaşıklar.
Kuşanılmış bir ölümsüzlük, kuşatılmış bir gül vurgunluğu.

Aşk fethedilemedikçe kan gülleri kokusunda.
Gönlüm vuslat umudunda, belkide son uykusunda.
Şimdi dinle, dinle ki; İstanbul'um, kara sevdam.
Yangınlarında küledöndüğüm viran şehir.

Bilsem de benim olamayacağını,
Emirgan'da bir yudum çay sıcaklığında,
Eminönü'nde ekmek arası balık tadında,
Pierloti'de gözlerin kalır aklımda.

Gül vurgunuyorgunluğum,
Ve yine yalnız , mehtaplı gecelerde,
Suya aks-i endam eder durgunluğum.
Şimdi ise sadece suskunluğum...

16.01.09
22:38
BERRANA Erdem
__________________

15/3/2008

Her An Ayrı Bir Şan

 

Her An Ayrı Bir Şan



İnsan bilirse kendini bulur rabbini

 

Ben yok asıl bu bir fasıl

Hayat hayki âdem suret

 

Âdem deki haydır asıl

Bu yüzden külli ruhin zaikatül mevt olunmayıp

 

Külli nefsin zaikatül mevtle tatlandırıldık

bu sırdandır ki ruha hayat daima hay olarak sunulmakta

 

İnsan Farkı boyutlarda haz veya elem olarak hisseder

 

Dünya yaşamındaki davranışları gereği

belkide o zaman fark eder âlemi lâhuttaki fatiha melodisini

 

Yaşama imza atıldığından bu yana vücud ikliminin mimarının

 

Biz haleflerine gönül ve akıl tekilliğinde hissettirdikleriyle

Hani ilk anda her şey sesten ibaretti,

 

Sonra da renkten, sonra esirden,

İlk sayha künden ibaret bir sesti,

 

Sonra fotonlardan oluşan bir renk

Sebül mesani sırrınca tayfın yedi rengince parlayan

 

Renkten renge dönen

Sonra o renk cümbüşü ses korosunda

 

Fatihayı kadimleştirir âlemlerde

Âlemler ilk defa enleşir varlık kimliğinde algılanmak adına

Hala hayal olmadığını kanıtlamaya

Bir nidadır su ve toprak

nefsin algılamasına rab sığasında

 

Muhataplık hitabıyla sunar kendini

Men arafe nefse hu fek ad arafe rabbe hu

 

Bu garip sırlı mizahi serüven bir halde durmadan hallenirken

Akil olanların tevekkülüne gönüllerden bir tatlı söz düşerki,

 

inna lillahi ve inna aleyhi racuun

İşte ondan sonra bir kez daha sonra

 

Rahmet olarak âlemde tecelli eder

Hem tahayken göklerde ünlenir,

 

Hemde yerde kul olup ta yasinlikle sinlenir

Bilemeyenler gülüp geçer belki ama,

 

Yazıyla muhatap olunca dinlenir

Zaten itikadın dinle muhatabı olanlar dinli değilmi...

Sizin için din olarak islamı seçtim derken

 

Din ve resul işbu usul

Muhammedi hiyerarşi ile muhabbeti eylerken hasıl

Kaderin külli sicilinde el-adil vel hasıl

Femen miskale zerretin hayren yerah –

 

Ve men miskale zerretin şerren yerah

Zira her kim bir zerre miktarı hayır işlerse onu görecektir.

Her kim de bir zerre miktarı şer işlerse onu görecektir.

 

Her oluşum kişinin algılamasıyla mümkünleşir

 

İster müspet ister menfi

Güzel bakan güzel görür güzel düşünen güzel hisseder

Külli kaderdeki kudret ve karar hem el-adil olanın hükmüdür .

Hemde kahhar olanın mülkiyetinde bir cebirdir ki o el-cebbardır .

 

 

Kulsa bu muhayyer hayata

elestin bezminde iki secdelik bir irade eylemiyle bela demiştir.

 

Bu âlemde bilip bilmemesi şart değil

Nefislerin cebrine ram olarak kötü hasletlerle bezenenlere

Tevhit ağır gelse de sürekli bir anlaşmayla muhatabız yinede

 

Değilmi ki günde kırk kez o sözleşmeyi yenileyip tekrar ederken

 

Fatihanın sözleşmesine saygımızı yad eder

Kul huvallahu ehad alla hu samed deriz

 

Ve ehadiyetine şek dokundurtmayız

 

 

Demek ki her yaratılan kaderi ilahiye deki

 

O ilahi konumunda bir sıfatla sıfatlanmış

Velâkin bu dünyada her bir nefis iradesinde muhtar değilmi

Her bir varlık asla hilkate muhalefet edemezken varlığında

Emanetin muhatabına muhayyerlik bahşedilerek

 

Halife unvanıyla onanan da insandır

Bu yüzden kalb verilmiştir insana

 

Eğer basiretle bakarsa görecek

Bakamayanlara zaten sözümüz yoktur

yaşarken yaşamın sahibine teşekkürü borç bilenlerle

 

Bilmeyenlerin âlemdeki imtihan sırrıdır bu anlatılanlar aslında

 

İslam bize Kur'anca bir tanıtılmama ile

 

Resulün tarifinde sunulurken

Biz Kur'anı okuruz furkanca ve Kur'anda bizi okur furkanca

O zaman işin sırrınca gönül el-vedüde açılır

 

Kul sevmenin sırrına erer

Ve derki Allahümme yâ Mukallibel Kulûb,

 

sebbit kulûbenâ alâ dînik-

Ey kalbleri evirip çeviren Allahım!

 

Kalblerimizi dininde sabitleyip perçinle.”

Bu kalbi olanların dil sığasındaki Muhammedi senası

kalb yerine yürekle iktifa edenlere söylenecek sözü

Zikretmeyi buraya uygun görmüyor ve diyorum ki

Ya Musarrifel Kulûb, sarrif kulûbenâ ila tâatik-

Ey kalbleri evirip çeviren,

 

kalblerimizi ibadet ü taat sevdasına çevir!”

Kalblerinde gönül barındıranların sözleri

 

böylesine niyaz makamında dillenirken

O gönüllerdeki gerçek sahib sevda ve aşkın şerhini

Bir adem oğlunda veya bir havva kızında tecelli eyletirki

İşbu cilveyi-rabbaniye yi çözene aşk olsun.

 

15/3/2008

Çiçek Açmıyor Seccademizde

Kategori: --Gonul Dili--

Çiçek Açmıyor Seccademizde

 


Biz unuttuk
Merhamet rahmet olup yağmıyor avuçlarımıza
Şükür çiçek açmıyor seccademizde
Cesaret dillenmiyor yüreklerimizde
Sabrımız Yakup'çasına bilenmiyor
Şimdi perme perişanız gözlerimiz ıslak
Bombalar yağıyor üzerimize
Gül mevsimine inat
Yüreklerimiz bir çöl kadar kurak

Bizi affeder misin?
Kokun çok uzaklardan bizi çağırır
Sahte medeniyetler taş duvarlar örmüş aramıza
"Güllere vurgunum, güllere sevdalı" diyen ezgi tadınca
Gül koklamak usulünü unutsa da ruhumuz
Gül yüzünün hatırına senden af diliyoruz.
Kurak iklimlerimizi kuşanıp senin iklimine sığınıyoruz
Ve...Acılar üşüşmüşken yüreğimize
Üstümüzde kara bulutlar
Ne olur ey Rasul, yağ üzerimize.



Bizi affeder misin?
Dokun ne olur yüreğine zamanın
Her yanı güller sarsın, gece ağarsın
Çağlasın yüreğimiz şefkatinden nurundan
Yenik kentler üstüne taze gelmiş baharsın.
Kavl ü kararımız üzre
Gel ümmetim der misin?
Bizim unutmuşluğumuzu unutup
Bizi affeder misin?
Bu firaktan
Bu gönül biçare, bu gönül yaslı
Yerle gök arası gel-gitlerdeyiz
Yıldızı alınmış geceler gibi,
Işık değmemiş yüreklerin karasını
Aklamamış günlerdeyiz.
Çağır bizi uzaktan bir ikindi vaktinde
Asrın karanlığına inat
Akla karalarımızı.
Gözlerimiz görmüyor gönüllerimiz paslı
,




Bu gönül Beytullah, bu gönül yüce
Lâkin unuttuk değerlerimizi
Dolaşmıyor aramızda Rahmanın kutlu sesi
Hayli zaman oldu, dargındır bize
Zindan olmuş kelimeler ülkesi can vermez söze
Ey sevgili, adı güzel kendi güzel Muhammet,
Heybesi boş, ruhu sarhoş ümmetini
Bundan böyle sever misin?
Sensizlikten kavrulmuş toprağımız, ruhumuz
Bizi affeder misin?



Soyunduk tüm güzel elbiselerimizi.
Ötelerin ötesine uzanamadı ellerimiz.
Yollar birer tuzak..
Günler geceler zamanın tespihine
Usulca dizilirken
Aydınlık bize uzak..
Pusulalar doğruyu göstermiyor artık
Bağlamışlar güçsüzün ellerini
Adalet her yerde yasak
İşte o kavl ü kararımız üzre..
Gel ümmetim der misin,
O zaman olduğu gibi
Bizi yine sever misin?
Bizi affeder misin?



15/3/2008

Bir Geldin.

Kategori: --Gonul Dili--



Bir geldin. Hasretini bıraktın zindanıma. Karanlık karanlığa düştü. Gece gecenin üstüne indi.
Parmaklıklar dağıldı; yüzün esir aldı beni. Taşlar toz oldu; özlemin taş kesildi. Gözlerine zincirlediler gözlerimi. Gidişin hüzünlü bir sonbahardı, unutmadım Efendim.

Yıldırımlar düşürdün bakışından göğsüme… Saçlarım beyaz alev aldı. Yandım. Taş üstünde taş oldum. Suskunluğum utançtan duvarlar ördü. Sağnak sağnak yağmur oldum, yağdım küskünlüğümün çölüne. Çığ olup kendi yalnızlığıma katlandım. Uzaklığını yorgan yaptım çıplak ruhuma. Sözün güneşin yüzünü güldürürdü, unutmadım.

Sessizliğin yeniden yeniye yanmış bir kül gibi. Rüzgâr aldı nefesimi. Buzdan sütunlara çarpıldı sesim. İçimin içinde bir gurbet oldun. Sen gittin gideli, dağlar yollardan saklanır oldu Efendim. Öyle derinleşti ki vadiler; gölgeler içine girmeye nazlandı. Bütün çöllerin tozlarını yutmuş gibi dudaklarım, ah etmekten bile usandı. Susuşun ibret dolu bir kitaptı, unutmadım.

İçimde hep su sesi arıyorum. Denizler kurumuş… Lâl dudaklar susmuş.. Kıyılardan çekilmiş hayat; kemikler un ufak olmuş. Çöllerinden geçiyorum sensizliğin. Sessizliğin çığlığını büyütüyorum yüreğimde. Gelişin bir taze bahardı, unutmadım. Kalbine girdiğim yollara pusular kurulmuş. İnsan insana kavuşmuyor artık. Anka kuşları dirilmiyor yeniden. Küller bile yanmış yakılmış; ateş yeniden kendine gebe kalmıyor artık. Hıçkırıklar yalanın harmanına karışmış; gelmiyor gelemiyor yittiği yerden. Bakışın canlara can katardı, unutmadım Efendim.

Bütün bağlardan kurtuldum. Geceleri gecelerin koynuna sürdüm. Bütün ışıkları gözlerinin karasına çaldım. Yanağının kıyısına geldim. Ellerinin ateşinden serinlik umdum. Gözlerim seni gördüğü için güzel. Işık senin yüzüne vurduğu için aydınlık. Yağmur senin göğsüne dokunduğu için serin. Rüzgâr senin tenine vurduğu için nefeslenir. Dualar senin dudağına dokundu diye göklerin kapısına dayanır. Duruşun dağların başını dik tutardı, unutmadım Efendim.

Günahlarımı biliyorum, utanıyorum. İsyanlarım çok oldu; yüzüme bakamıyorum. O kadar unuttum ki, unuttuğumu hatırlamıyorum. Bana nasıl bakacağını merak ediyorum. Ürperiyorum. Ürperiyorum. Ya tanımazsan beni… “O beni sevmedi!” dercesine görmezden gelirsen ağlayan gözlerimi?Efendim. Hayır, hayır, böyle olmayacak, emin olmak istiyorum. Senin müşfik bakışında, toprağın yağmura doyması gibi sonsuz bir serinliğe kavuşacağım. Senin bakışında sonsuz bir hülyânın eteğine varacağım. Özlemin cennetin kokusu bana, sana susadım Efendim.

Ne hüznü eksilir ne sana doyar bu gönül. Sen gittin, çiçekler ezildi dünyada. Sen gittin, rüyaları boğuldu bebelerin. Sen gittin, sesi duyulmaz oldu derelerin. Sen gittin, yüreklerden kan çekildi. Sen gittin, can tenden usandı. Sen gittin, dağ dağa küstü. Sen gittin, alev üşüdü. Sen gittin, aşk kalplerden çekildi. Kıyılara vurdu aşıkların cesedi. Vuslatın cennet çiçeği bana. Baharlardan hep seni sordum Efendim.

Senin serinlettiğin suları içiyor ceylanlar. Martılar senin yürüdüğün göklerde geziniyor. Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Bebelerin senin tebessümünü içiyor ana sütünden evvel. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle n’olur! Her hecenin arefesinde seni duymak istiyorum. Hitabın denizleri taşırıyor kıyılarıma, nereye baksam sana dokunuyorum.

Sev beni cananın olayım. İçimden aksın bütün ırmaklar. Senin kıyılarını kucaklayan kocaman bir derya olayım. Rüzgârlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Senin hasretinle yanar her yanım, bütün ufuklardan seni umarım Efendim.

Çöldeyim, susuzum. Adın bana Leylâ.

Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ.

Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana deryâ.

Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsâ.

Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifâ.

Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musallâ.





« Önceki —